İzledim: The Grand Budapest Hotel

16:00:00


İnanın bana bu film hakkında nasıl bir inceleme yazacağım ben de bilmiyorum. Sanırım birkaç sıfat sıralayabilirim ancak. O zaman da komik, uçuk kaçık, absürt ve renkli sıfatları başı çeker. Uçuk kaçık deyince kötü algılanmasın tabi ki, Yönetmen Wes Anderson kesinlikle çok iyi bir iş çıkarmış. Diğer filmlerini hiç izlememiştim ama çok methediliyor, sanırım bu filmden sonra diğer filmlerini de bir çırpıda izleyeceğim.

Yine tabi ki ilk olarak konusundan başlıyorum. Konumuz 20. yüzyılda çıkan bir hayali savaştan önce Zubrowka Cumhuriyeti olarak geçen hayali bir yerde bulunan Büyük Budapeşte Oteli. Aslında ana konu buymuş gibi başta, tabi sonra olaylar gelişiyor. Baş karakterimiz Mösyö Gustav var, otelin baş elemanı gibi bir şey. Aynı zamanda bu Mösyö Gustav otele gelen yaşlı, sarışın kadınlarla da oldukça ilgili. Yani gerçekten ilgili, komik absürt yanlarını göreceksiniz filmde. Bu hanımefendilerden biri bir cinayete kurban gidiyor ve sonrasında vasiyeti okunurken çok değerli bir parça olan "Boy with Apple" tablosunu Mösyö Gustav'a bırakınca olaylar daha da gelişiyor.


Film 3 ayrı zamanda geçiyor ve tam bir kronolojik sıralama yok. En başta bir kızımız gidiyor ve Old Lutz Mezarlığı isimli bir yerde tüm bu olayları kitap haline getiren "Yazar"ımızın mezarının başına gidip otelin ismini taşıyan kitabı okumaya başlıyor ve böylece 2. zamana geçiyoruz, Yazar'ın Büyük Budapeşte Oteli'nde tüm bu olayları başlayacak otelin eski belboyu, o zamanki sahibi olan Sıfır Mustafa'yla tanıştığı zamana.

Sıfır Mustafa da ülkesinde savaş çıktığından dolayı Zubrowka'ya gelen bir göçmendir. İlk olarak Gustav'ın testinden geçer ve otelde belboy olarak çalışmaya başlar. Daha sonra bir şekilde Gustav'la maceradan maceraya atılırlar ve gerçek anlamda kardeş gibi olurlar. 3. zaman da Sıfır Mustafa'nın geçmişteki tüm yaşadıklarını Yazar'a anlatmaya başlamasıyla başlıyor.


Oyunculara gelirsek, beklediğimden çok daha fazla tanıdık yüz gördüm. Başrolü Harry Potter'dan Voldemort olarak hatırlayacağınız veya Schindler's List'in cani SS subayı olarak hatırlayacağınız Ralph Fiennes oynuyor. Onun dışında tanıdık Edward Norton vardı. Bir de ufak bir rolü de olsa Midnight in Paris ve La vie d'Adèle'den hatırladığımız Léa Seydoux vardı benim çıkartabildiğim.

The Grand Budapest Hotel'le ilgili değinmem gereken bir başka nokta da filmin senaryosunun Stefan Zweig'in notlarından esinlenerek yazılmış olduğu. Ama uyarlama değil ki zaten film şu anda En İyi Orijinal Senaryo dalında Oscar'a aday.

Oscar'dan söz açılmışken filmin 9 adaylığıyla Birdman'le birlikte başı çektiğini de söylemek lazım. En İyi Film'i kazanamayacağını üzülerek söylüyorum. En İyi Yönetmen'i de Wes Anderson'ın almasını isterdim ama bu isteğim de olmayacak gibi görünüyor. Ama en azından En İyi Orijinal Senaryo, En İyi Prodüksiyon Dizayn'ı alacağı garanti gibi görünüyor. Bir de En İyi Kostum Dizaynı'nı alarak 3 Oscar heykelciğini kucaklayarak ayrılabilir bence The Grand Budapest Hotel.

Bence bunlar da ilginizi çeker

10 yorum

  1. Anlattığına göre güzel bir filme benziyor boş zamanımda izlenebilecek filmlerin arasına ekledim.:)

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Güzel baya sevdim ben, insana neşe veriyor durduk yerde öyle de bir etkisi oldu bende :)

      Sil
  2. Bende Deep sayesinde izlemiștim Büyük Budapește Otelini ve çok sevmiștim baya eğlenceli dimi :)

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Deep yazısını mı yazmıştı görmemişim bak, bakayım birazdan :)
      Çok eğlenceliydi ya evet, hani espri tarzında değil ama eğlenceliydi direk film :)

      Sil
  3. ya bir film bu kadar keyifli bu kadar renkli bu kadar masum bu kadar bu kadar bu kadar olabilir mi? Olabiliyormuş. Canım Grand Budapest Oteli, seni yerim !

    süper blog, buldum bir kere, demirliyorum an itibariyle, takipteyim. buradayım ben de:
    littlefabien.blogspot.com
    sevgiler
    Gamze

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Çook teşekkür ederiim, ben de takibe alıyorum hemen :)

      Sil
  4. İki kez izledim bir daha bir daha izlerim..bu yönetmenin tüm filmlerini severim :)

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Benim Wes Anderson'la tanışmam bu filmle oldu ama tam tanıştım yani. Sevdim ben de baya :)

      Sil
  5. Çok eğlenceli bir filmdi. Yönetmenin diğer filmlerinide izlemek istiyorum açıkcası.

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Benim de yazıda dediğim gibi ilk işim o oldu :)

      Sil

Bu blogda bulunan içeriklerin hakkı 5846 sayılı Fikir ve Sanat Eserleri Kanunu çerçevesinde Titania'nın Çöplüğü bloguna aittir.
Bu blogda yer alan telif hakkı belirtilmemiş görseller Freepik'ten alınmıştır.