Okudum: İnsanın Anlam Arayışı - Victor E. Frankl

23:03:00

İnsanın Anlam Arayışı'nın beni en derinden etkileyen kitaplardan biri olduğunu söyleyebilirim. Kitap Nazi kamplarının en beteri, en acımasızı olan Auschwitz'te 4 toplama kampından sağ olarak çıkan Victor Frankl tarafından yazılmış. Aynı zamanda doktor olan Victor Frankl bu yaşadığı kabus niteliğindeki olaylara bilimsel açıyla yaklaşıyor. Sonrasında da "logoterapi" kavramını ortaya atıyor.

Kitap  üç bölümden oluşuyor. İlk bölüm Frankl'ın toplama kampında yaşadığı deneyimler, ikinci bölüm de bu deneyimlerin üstünden geliştirdiği logoterapi tekniğinin detayları. Üçüncü bölümse insanın her acıya rağmen nasıl iyimser olabileceğiyle ilgili..

Benim kitabı okuma sebebim aslında psikolojiye meraklıyım ama bu yüzden değildi. İnsanlık ayıbı olan bu toplama kamplarında yaşananları o kamplardan kurtulmayı başarabilen birinden görmekti. 

İlk bölümden bahsedecek olursak, nasıl diyeyim.. Gerçekten yaşanan zulüm, çektirilen ızdıraplar o kadar acımasızca ki.. Kitabı okurken sürekli tüylerim diken diken oldu, bir de gerçekten yaşanmışlığını düşünmek insanı çok daha kötü yapıyor. 

Daha en baştan ufak bir parmak hareketiyle belirleniyormuş onca insanın kaderi. Sağ parmak, acımasız şartlar altında çalışmaya gidiyor. Sol parmak da "banyo" adı altında krematoryumlara ya da gaz odalarına..

Sonrasındaysa her gün o soğukta tutuklular üstlerinde paçavra gibi üniformalarla upuzun yol boyunca yürüyüp çalıştırılıyorlarmış. Artık her tarafında ödem biriken ve ayakkabısına bile ayağını zor sığdıran, soğuk ısırığı nedeniyle acısından ölse bile zorla yürüyen insanlar.. Ama bir topallaya görsün, SS görevlisinin kırbacı hemen üzerindeymiş. Ama Frankl diyor ki kitapta, insan her türlü acıya alışıyor. Başına gelen bir olayı anlatmış, haksız yere nasıl bir SS görevlisinden dayak yediğini. O olay için de aynen şu cümleleri söylüyor:
"İnsanı en çok yaralayan şey (ki bu hem yetişkinler hem de cezalandırılan çocuklar için geçerlidir) fiziksel acı değil, haksızlığın, mantıksızlığın verdiği ruhsal ıstıraptır."

Artık "insan" olarak bile görülmeyen tutuklular sadece bir "numara" haline getirilmiş.  Örneğin kitapta anlatılan başka bir olaydan alıntı yapayım.
"Bir deri bir kemik kalmış olan hastalar, iki tekerlekli arabaların üzerine bir eşya gibi fırlatılıp atılıyor; bu arabalar da tutuklular tarafından bir sonraki kampa kadar çoğu kez kar fırtınasında kilometrelerce çekiliyordu. Hastalardan birisi araba ayrılmadan önce ölse bile arabaya yükleniyordu. Listenin tam olması gerekiyordu. Önemli olan tek şey listeydi. İnsan, kelimenin tam anlamıyla bir numara olup çıkıyordu; canlı veya ölü olmasının bir önemi yoktu. Bir "numaranın" yaşamının kesinlikle hiçbir anlamı yoktu."
O kamplarda insanlık dışı o kadar fazla olay var ki, ben anlatamam. İyisi mi, siz bu olayları, kamplarda geçenleri Frankl'ın ağzından bir okuyun derim. Hayata bakış açımı değiştirdi mi? Bir insanın bakış açısı bir kitap okuyarak değişecek kadar basit değildir ama kesinlikle beni epey derinden etkiledi diyebilirim.

"Duş için sıra beklerken, çıplaklığımızı iliklerimizde duyumsamıştık: artık çıplak vücutlarımızdan başka gerçekten hiçbir şeyimiz kalmamıştı; tüyümüz bile yoktu; sahip olduğumuz tek şey, kelimenin tam anlamıyla çıplak varoluşumuzdu... Aptalca çıplak yaşamımızdan başka kaybedecek hiçbir şeyimiz olmadığını biliyorduk."
"Aramızda tıp mesleğinden olanların ilk öğrendiği şey buydu: “Kitaplar yalan söylüyor!”. İnsanın, şu kadar saat uyumaksızın yaşayamayacağı söylenirdi. Kesinlikle yanlış! Kesinlikle yapamayacağım şeyler olduğuna inanırdım: şunsuz uyuyamam ya da şununla veya bununla yaşayamam.. ..Dostoyevski'nin sözlerinin doğru olup olmadığı sorulacak olursa, cevabımız, “Evet, insan her şeye alışabilir, ama nasıl olduğunu bize sormayın,” olacaktır."
"Korkutucu rüyalardan ya da hezeyanlardan mustarip insanlar için özellikle her zaman üzüntü duymam nedeniyle, zavallı adamı rüyasından uyandırmak istedim. ansızın, yapmak üzere olduğum şeyden ürküp, adamı sarsmaya hazır olan elimi geri çektim. O anda, ne kadar dehşet verici olursa olsun hiçbir rüyanın, bizi çevreleyen ve kendisini sarstığım takdirde adamın uyanacağı kampın gerçeklerinden daha kötü olmadığının, yoğun bir şekilde bilincine vardım."

Kitabın ilk bölümünün sonunda, insanlar özgürlüklerine kavuştukları bölüm ayrıca beni etkileyen kısımlardan biri oldu. Oradan da alıntı yapmak gerekirse:
"Özgürlüğüne kavuşan tutukluların yaşadığı şeye psikolojik açıdan kişiliksizleşme denilebilir. Her şey tıpkı rüyalardaki gibi gerçek dışı, gerçeğe aykırı gözüküyordu. Gerçek olduğuna inanamıyorduk. Geçen yıllarda rüyalara nasıl da kanmıştık! Özgürlük gününün geldiğini, özgürlüğümüze kavuştuğumuzu, evlerimize döndüğümüzü, dostlarımızı selamlayıp karılarımızı kucakladığımızı, masanın başına oturup başımıza gelen her şeyi anlattığımızı düşlerdik; özgürlük gününü rüyalarımızda bile ne sık görürdük! Derken uyanış işareti olan tiz bir düdük sesi kulaklarımızda çınlamış ve özgürlük rüyalarının sonu gelmişti. Rüya gerçek olmuştu. Ama gerçekten inanabildik mi?"
Sonundaysa yazar özgürlüğüne kavuşan tutukluların her birisi için geriye dönüp kamp deneyimlerine baktığında onca şeye nasıl katlandığını anlayamayacak bir noktaya ulaştığını söylüyordu. "Nasıl rüya gibi görünen özgürlük günü geldiyse, kampta yaşanan her şeyin bir kabus görüneceği gün de gelecek." diyor yazar.

Profesör Frankl'ın ortaya attığı "Logoterapi" tekniğine gelirsek... Logoterapi yaşamın her koşulda, hatta en kötü koşullar altında bile potansiyel olarak var olduğu düşüncesidir. İnsan uğruna yaşamaya değer bir anlam bulduğu sürece düşünebileceği en kötü koşullara bile direnebilir.

Okumanızı kesinlikle tavsiye ediyorum bu kitabı. Ve kitabın sonunda yer alan bir sözle yazıyı bitiriyorum.

"Auschwitz'den bu yana insanın ne yapabileceğini biliyoruz.
Hiroşima'dan bu yana da neyin tehlikede olduğunu biliyoruz."

Bence bunlar da ilginizi çeker

12 yorum

  1. Çok merak ettim bulurum umarım..
    Canım benim çok acı bi durum ve toplama kamplarında yaşananları çok merak ediyorum. .
    Teşekkür ederim öneri için ;)
    İyi geceler fındık -.-

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Bulursun mutlaka ya hangi kitabevine girsem gördüm ben :)
      Evet aynen öyle insanın içi sıkılıyor okurken, bir ara dayanamadım bıraktım kitabı, sonra tekrar devam ettim
      Rica ederim canım beniim ve iyi geceler :*

      Sil
  2. Nazi filmleri beni çok etkiliyor,bir de yaşanmış olarak anlatılan kitapta ne olurum bilmiyorum :/
    Alıntılar bile çok etkiledi beni...

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Beni de çok etkiliyor filmler ki kitap bir de yaşanmış olunca dayanılmaz oldu tabi :/
      Çok acı şeyler, resmen insanlığa sığmıyor yapılanlar, okusak bile yaşananları anlayamayız işte..

      Sil
  3. kitaplar insanın bakış açısı çok rahat değiştirebiliyor ya,ben her okuduğum kitaptan bir şey çıkartım,kendime ekliyorum,her seferinde bazı olaylara daha farklı yaklaşmaya başlıyorum.
    bu kitapta böyle ders çıkarılcak bir kitapmış :)

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Aynen öyle, okurken çok derinden etkiledi beni bir sürü ders çıkardım :)
      Teşekkürler yorumun içiin :)

      Sil
  4. Yaa kitap yorumuna bayıldım tatlım. Ne güzel yazmışsın.
    Çok merak ettim. Ben de naziler konusuna oldukça meraklıyım. Okurken yada bu tür filmler izlerken çok üzülüyorum ama yine de merak etmekten alamıyorum kendimi.
    Elimdekiler bitince ilk işim bu kitabı almak olacak.

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Teşekkür ederim canım beniim :)
      Aynen öyle, her ne kadar dayanamasam da ilginc geliyor yine de merak ediyorum ben de

      Sil
  5. Elimdeki kitaplar biterse okuyacağım. :D Çok birikti yahu bu arada okunması gereken bir kitap. Emeğine sağlık

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Aynen ya geçen kitabevine girdim, hangi kitaba baksam insanların o kitabı da tavsiye ettiğini falan farkettim. Hangi birini okuyacağıma şaşırdım :D
      Rica ederim, zevk benim için ^^

      Sil
  6. Sanırım sıradaki kitaplarımın başına geçebilecek bir kitap. En kısa zamanda kitapçıya gidip almak istiyorum.

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Eminim çok etkileneceksin, kesinlikle okunmalı ve benim sayemde kitabı duyup okuyacaksan ne mutlu bana :)

      Sil

Bu blogda bulunan içeriklerin hakkı 5846 sayılı Fikir ve Sanat Eserleri Kanunu çerçevesinde Titania'nın Çöplüğü bloguna aittir.
Bu blogda yer alan telif hakkı belirtilmemiş görseller Freepik'ten alınmıştır.